» Av. Barış Çabuk Blog Yazıları

ALEYHE BOZMA YASAĞI İLKESİ IŞIĞINDA GÜVENLİK TEDBİRLERİ




              ALEYHE BOZMA YASAĞI İLKESİ IŞIĞINDA GÜVENLİK TEDBİRLERİ 

 

           "Reformatio in pejus" olarak adlandırılan ve öğretide "cezayı aleyhe değiştirmeme ilkesi" veya "aleyhte düzeltme yasağı" gibi kavramlarla ifade edilen ilkenin amacı; hükmün aleyhe de bozulabileceğini düşünen sanığın, bazı olaylarda Yargıtay'a başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek, yasa yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır.

            Bu kural, 5252 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlüğünü koruyan 1412 sayılı CMUK’nin 326. maddesinin 4. fıkrasında "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz." şeklinde ifade edilmiş, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.09.2006 gün ve 199-188 sayılı kararında da aleyhe değiştirmeme yasağının "ceza" ile sınırlı tutulduğu, güvenlik tedbirleri yönünden aleyhe sonuç doğurup doğurmamasının herhangi bir önem taşımayacağı vurgulanmıştır.

            Bu şekilde, aleyhe değiştirmeme yasağının ceza ile sınırlı olduğunun saptanmasından sonra, 5237 sayılı Yasanın yaptırım sisteminin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.

Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu döneminde yaptırımların tümü ceza olarak düzenlenmiş ve anılan Kanunun 11. maddesinde; cürümlere mahsus cezalar, "idam, ağır hapis, hapis, ağır para, kamu hizmetlerinden yasaklılık;" kabahat eylemlerinin karşılığı olarak da "hafif hapis, hafif para, muayyen bir meslek ve sanatın tatili icrası" olarak düzenlenmiştir. Öğretide de bu cezalar, "asıl cezalar, fer'i cezalar ve tamamlayıcı cezalar" olmak üzere üçe ayrılmış, tamamlayıcı cezalar, "bir eylemin karşılığında ve ceza hükümlülüğüne bağlı olarak, yasadaki açıklama doğrultusunda ve asıl ceza yanında hükümde gösterilmesi gereken cezalardır" biçiminde tanımlanmıştır.

            01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı T.C.K.nda ise "cürüm-kabahat", "asli-fer'i" ceza ayrımı kaldırılarak yaptırımlar, ceza ve güvenlik tedbirleri adı altında yeniden düzenlenmiş, ceza olarak yalnızca hapis ve adli para cezasına yer verilmişken, güvenlik tedbiri olarakbelli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma, eşya ve kazanç müsaderesi, sınır dışı edilme, çocuklara, akıl hastalarına, mükerrirlere ve tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine yer verilmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Birinci Kitap", "Üçüncü Kısım", "Birinci Bölüm", 45 ila 60. maddelerinde; suç karşılığı olarak uygulanabilecek yaptırımlar, ceza ve güvenlik tedbirleri olarak belirlenmiş, bir kısım kabahatlerin ceza kanunundan çıkarılması, bir kısım kabahatlerin de suç olarak düzenlenmesi nedeniyle, ağır ve hafif hapis ile ağır ve hafif para cezası ayrımı kaldırılarak, ceza olarak sadece hapis ve adli para cezası öngörülmüş, hapis cezası da süresi ve infaz koşulları dikkate alınmak suretiyle, ağırlaştırılmış müebbet, müebbet ve süreli hapis cezası şeklinde üçlü bir ayrıma tabi tutulmuş, ayrıca süreli hapis cezası da kısa ve uzun süreli olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutularak kısa süreli hapis cezası yerine uygulanabilecek seçenek yaptırımlara yer verilmiştir.

            5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 2. maddesinde güvenlik tedbirleri yönünden de kanunilik ilkesinin geçerli olduğu vurgulandıktan sonra, "Birinci Kitap", "Üçüncü Kısım", "İkinci Bölüm" de, "Güvenlik Tedbirleri" düzenlenmiş, 53. maddede "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma", 54. maddede "Eşya müsaderesi", 55. maddede "Kazanç müsaderesi", 56. maddede "Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri," 57. maddede "Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri," 59. maddede "Sınır dışı edilme" ve 60. maddede "Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri" ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Kuşkusuz güvenlik tedbirleri anılan maddelerde sayılanlarla da sınırlı olmayıp, özel yasalarda da, kanunilik ilkesine uyulmak koşuluyla farklı güvenlik tedbirlerine yer verilmesi olanaklıdır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesinde;

"1 ) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;

a- ) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,

b- ) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan,

c- ) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,

d- ) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,

e- ) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılır.

2- ) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.

3- ) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında 1. fıkranın e bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.

4- ) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında 1. fıkra hükmü uygulanmaz.

5- ) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet halinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adli para cezasına mahkûmiyet halinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklamayla ilgili süre, adli para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.

6- ) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar" düzenlemesine yer verilmiştir.” şeklindeki hüküm ile, "belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" başlığı altında hak yoksunlukları ve kısıtlılıklar, güvenlik tedbiri olarak tek bir madde altında toplanmıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesindeki hak yoksunlukları kural olarak hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla, herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın, bu hak yoksunluklarının kendiliğinden ortadan kalkacağı öngörülmüş ancak, aynı maddenin 5. fıkrasındaki düzenleme uyarınca, 1. fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da, kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır. Yine maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlü hakkında 1. fıkranın ( c ) bendinde yer alan kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerinin kullanılmasına ilişkin yasaklama hükmü uygulanamayacak, ayrıca cezası ertelenen hükümlü hakkında, 1. fıkranın e bendindeki hak yoksunluğunun uygulanmamasına da karar verilebilecek, ancak kısa süreli hapis cezası ertelenenler ile suçu işlediği sırada 18 yaşını doldurmamış kişiler hakkında, 1. fıkradaki hak yoksunluğuna hiçbir şekilde karar verilemeyecektir.

Görüldüğü gibi "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" başlığı altında yeni sistemde güvenlik tedbiri olarak düzenlenmiş bulunan ve mahkumiyetin yasal sonucu olan bu hak mahrumiyetleri, mahkumiyetin doğal sonucu olduğundan, kararda gösterilmemiş olsa bile hükümlü açısından kazanılmış hakka konu olamazlar, bir başka anlatımla aleyhe bozma yasağı kapsamında değerlendirilemezler.

Aleyhe düzeltme yasağı ( kazanılmış hak ) ve 5237 sayılı Yasadaki güvenlik tedbirlerinin kapsamı bu şekilde belirlendikten sonra, olağanüstü bir kanun yolu olan yasa yararına bozma kurumu üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır.

Öğretide "olağanüstü temyiz" olarak adlandırılan bu olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları "kanun yararına bozma" adı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.

5271 sayılı Kanununun 309. maddesi uyarınca, hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtay'ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay'ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Bozma nedenleri;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 223’üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4.fıkrasının ( a ) bendi uyarınca; kararı veren hakim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.

Mahkumiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın ( b ) bendi uyarınca kararı veren hakim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.

Davanın esasını çözen mahkumiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, ( c ) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, "tekriri muhakeme" yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.

4 üncü fıkranın ( d ) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay Ceza Dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay Ceza Dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

            Yukarıda açıklandığı üzere, kural olarak;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.09.2006 gün ve 199-188 sayılı kararında aleyhe değiştirmeme yasağının "ceza" ile sınırlı tutulduğu, güvenlik tedbirleri yönünden aleyhe sonuç doğurup doğurmamasının herhangi bir önem taşımadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3.6.2008 gün ve 2008/5-56 Esas, 2008/156 Karar sayılı ilamı ile 28.4.2009 gün ve 2008/5-202 Esas, 2009/102 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; 5237 Sayılı T.C.K.nın 53 üncü maddesindeki hak yoksunlukları kural olarak hapis cezasının infazıyla sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın hak yoksunluklarının kendiliğinden ortadan kalkacağı öngörülmüş, ancak aynı maddenin 5 inci fıkrasındaki düzenleme uyarınca, 1 inci fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır. Maddenin 3 üncü fıkrası uyarınca mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlü hakkında 1 inci fıkranın ( c ) bendinde yer alan kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerinin kullanılmasına dair yasaklama hükmü uygulanamayacak, ayrıca cezası ertelenen hükümlü hakkında, 1 inci fıkranın ( e ) bendindeki hak yoksunluğunun uygulanmamasına da karar verilebilecek, ancak kısa süreli hapis cezası ertelenenlerle suçu işlediği sırada 18 yaşını doldurmamış kişiler hakkında, 1 inci fıkradaki hak yoksunluğuna hiçbir şekilde karar verilemeyecektir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı gibi 'belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma' başlığı altında yeni sistemde güvenlik tedbiri olarak düzenlenmiş bulunan ve mahkûmiyetin yasal sonucu olan bu mahrumiyetler, mahkûmiyetin doğal sonucu olduğundan, kararda gösterilmemiş olsa bile hükümlü açısından kazanılmış hakka konu olamaz, aleyhe bozma yasağı kapsamında değerlendirilemezler.

 Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2011/5-104 E., 2011/183 K. sayılı ve 20.09.2011 tarihli kararında bu kuralın aksine, 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının 53 üncü maddesinin 5. fıkrasının hükümde gösterilmemesinin sanık açısından aleyhe bozma yasağına konu olacağını açıkça vurgulayarak kurala istisna getirmiştir.  

Yargıtay Genel Kurulu kararında, 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının 53 üncü maddesinin 5. fıkrasının gerekçesinde; "…Belli bir hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar dolayısıyla mahkûmiyet halinde, mahkûm olunan cezanın infazından sonra da etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi öngörülmüştür. Bu durumda mahkemenin belli bir hak ve yetkiyle ilgili olarak vereceği yasaklama kararı bir güvenlik tedbiri niteliği taşımaktadır" denilmek suretiyle, anılan maddenin 5. fıkrasının uygulanabilmesi için hükümde ayrıca ve mutlaka gösterilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Buna göre 5237 Sayılı T.C.K.nın 53 üncü maddesindeki hak yoksunlukları, kural olarak hapis cezasının infazıyla sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın kendiliğinden ortadan kalkacakları düzenlemesine yer verilmiş, maddenin 5. fıkrasındaki düzenleme ile de 1. fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır.

Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 3.6.2008 gün ve 56-156 Sayılı kararında da; "…5237 sayılı T.C.K.nın 53 üncü maddesindeki hak yoksunlukları kural olarak hapis cezasının infazıyla sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla, herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın, bu hak yoksunluklarının kendiliğinden ortadan kalkacağı öngörülmüş, ancak aynı maddenin 5 inci fıkrasındaki düzenleme uyarınca, 1 inci fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır..." sonucuna varılmıştır.

Görüldüğü gibi, 5237 Sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin 5. fıkrasında belirlenen yasaklama, birçok açıdan aynı Yasa maddesinin 1. fıkrasındaki hak yoksunluklarından farklıdır. Bu farklılıklar kısaca şöyle özetlenebilir:

a- ) Birinci fıkrasında yoksun bırakma ifadesine yer verilmişken, 5. fıkrasında açıkça yasaklamadan söz edilmektedir.

b- ) Birinci fıkrada düzenlenen hak yoksunlukları yalnızca hapis cezasının yasal sonucu iken, 5. fıkrasındaki yasaklama, hem hapis, hem de para cezası açısından söz konusudur.

c- ) Birinci fıkrada hakimin süre konusunda herhangi bir takdir hakkı bulunmazken, 5. fıkrada yasaklılık süresinin belirlenmesi hakimin takdirine bağlıdır.

d- ) Birinci fıkradaki yoksunluk hükmün kesinleşmesiyle başlarken, 5. fıkradaki yasaklılık cezanın infaz edilmesinden itibaren başlayacaktır.

e- ) Birinci fıkradaki hak yoksunlukları tüm kasıtlı suçlar için söz konusu iken, 5. fıkradaki hak yoksunluğu yalnızca 1. fıkrada gösterilen hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar açısından söz konusu olabilir. Ayrıca 5. fıkrada düzenlenen hak yoksunluğunun ancak kötüye kullanılan hak ve yetkiyle ilgili olarak verilmesi gerekmektedir.

f- ) Mahkûmiyetin yasal sonucu olmaması sebebiyle 5. fıkrada, hakimin bu hak yoksunluklarına hükmedildiğini kararında açıkça göstermesi ve hükmedilen yoksunlukların süresini de belirlemesi gerekli olup, "yasaklanmasına karar verilir" şeklindeki emredici ifade de bu zorunluluğu ortaya koymaktadır.

Öğretide de; suç karşılığı olarak suçludaki tehlikelilik haliyle orantılı şekilde ve hükmedilen cezanın yarısından bir katına kadar uygulanabilecek olan 5237 Sayılı T.C.K.nın 53 üncü maddesinin 5. fıkrasında yer alan güvenlik tedbirinin süresinin takdirinin tamamen hakime ait olması nedeniyle, bu hak yoksunluğuna karar verildiğinin hükümde açıkça gösterilmesinin zorunlu olduğu, anılan fıkranın uygulanmasına hükümde yer verilmemiş olması halinde ise aleyhe yönelen temyiz bulunmaması durumunda 5320 Sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CYUY'nın 326 ncı maddesi uyarınca lehe temyiz davası üzerine cezanın aleyhe değiştirilmemesi kuralı kapsamında kalacağı hususu kabul edilmektedir. ( Prof. Dr. Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2011, s. 591-594; Prof. Dr. Bahri Öztürk, Doç. Dr. Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Ankara 2006, s. 324; Doç. Dr. Faruk Turhan, Türk Ceza Kanununda Güvenlik Tedbiri Olarak Hak Yoksunluğu ve Yasaklılığının Hukuki Niteliği, Kapsam ve Koşulları Üzerine Bir Değerlendirme, Ceza Hukuku Dergisi, Ağustos 2007, s. 171-196; Dr. Murat Aksan, Ceza Muhakemesine Bağlı Hak Yoksunluğu, Doktora Tezi, Konya 2007, s. 302; Cengiz Otacı, Suçun Kanuni Sonucu Olarak Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılma, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 20 Ocak 2011, Yıl 2, c. 2, S. 4, s. 421-425 )  

bariscabuk@bariscabuk.av.tr



Ad Soyad :
E-Mail :
Web Sitesi :
Yorumunuz :
    Resimdeki karakterleri yazınız
   
web tasarım